Anasayfa Sohbet Odalarý Bebek Resimleri Güzeller Galerisi iletiþim Açýlýþ Sayfasý Yapýn  Favorilere Ekleyin
 
 

Hayatý [deðiþtir]

 

Babasýnýn ölümüne kadar olan dönem [deðiþtir]

Harzemþah hükümdarlarý Bahaeddin Veled'in halk üzerindeki etkisinden her zaman tedirgin olmuþtu; çünkü o, insanlara son derece iyi davranýr, ayrýca onlara her zaman anlayabilecekleri yorumlar getirir, derslerinde kesinlikle felsefe tartýþmalarýna girmezdi. Söylenceler, Bahaeddin Veled ile Harzemþah hükümdarý Alaeddin Muhammed Tökiþ (ya da Tekiþ) arasýnda geçen bir olaydan söz eder: Bahaeddin Veled bir gün dersinde, felsefeye ve felsefecilere þiddetle çatmýþ, onlarý Ýslam dininde var olmayan þeylere (bid'at) uðraþmakla suçlamýþtý. Ünlü Ýslam felsefecisi Fahrettin Razi buna çok kýzdý ve onu Muhammed Tökiþ'e þikayet etti. Hükümdar, Razi'yi çok sayar ona özel olarak itibar ederdi. Razi'nin uyarýlarý ve halkýn Bahaeddin Veled'e gösterdiði ilgi ve saygý bir araya gelince, kendi yerinden kuþkuya düþen Tökiþ, Belh kentinin anahtarlarýný ona gönderdi. Bu, benim yerime iktidarý sen kullan, anlamýna gelen bir davranýþtý. Söylendiðine göre bu davranýþý "bir yerde iki sultan olmaz" diye karþýlayan Bahaeddin Veled, hemen göç hazýrlýklarýna baþladý, ailesini, kitaplarýný, sadýk müritlerini yanýna alarak ülkeden ayrýldý (1212 ya da 1213).

Mevlânâ Celaleddin-i Rumî türbesi

Mevlânâ Celaleddin-i Rumî türbesi

Niþapur kentinde ünlü þeyh Feridüttin Attar onlarý karþýladý. Aralarýnda önemli konuþmalar geçti. Küçük Celaleddin de bu konuþmalarý dinliyordu. Attar, Esrarname (Sýrlar Kitabý) adlý ünlü kitabýný Celaleddin'e hediye etti ve yanlarýndan ayrýlýrken küçük Celaleddin'i kastederek, yanýndakilere "bir deniz bir ýrmaðýn ardýna düþmüþ gidiyor" dedi. Bahaeddin Veled'e de, "umarým yakýn bir gelecekte oðlunuz alem halkýnýn gönlüne ateþ verecek ve onlarý yakacaktýr" diye bir açýklama yaptý (Mevlânâ Esrarname 'yi her zaman yanýnda taþýmýþ, Mesnevi'sinde Attar'dan ve onun kýssalarýndan sýk sýk söz etmiþtir).

Kafile, Baðdat'ta üç gün kaldý; sonra hac için Arabistan'a yöneldi. Hac dönüþü, Þam'dan Anadolu'ya geçti ve Erzincan, Akþehir, Larende'de (günümüzde Karaman) konakladý. Bu konaklama, yedi yýl sürdü. On sekiz yaþýna gelmiþ olan Celalettin, Semerkandlý Lala Þerafettin'in kýzý Gevher Hatun ile evlendi. Oðullarý Mehmet Bahaeddin (Sultan Veled) ile Alaeddin Mehmet, Larende'de doðdular. Selçuklu sultaný Alaeddin Keykubat, sonunda Bahaeddin Veled'i ve Celaleddin'i Konya'ya yerleþmeye razý etti. Onlarý yollarda karþýladý. Altýnapa Medresesi'nde konuk etti. Baþta hükümdar olmak üzere saray adamlarý, ordu ileri gelenleri, medreseliler ve halk, Bahaeddin Veled'e büyük bir saygýyla baðlanýyor, müridi oluyordu. Bahaeddin Veled 1231'de Konya'da öldü ve Selçuklu Sarayý'nda gül bahçesi denilen yere defnedildi. Hükümdar yas tutarak bir hafta tahtýna oturmadý. Kýrk gün, imarethanelerde onun için yemek daðýtýldý.Bu mesneviside böylece sona erdi.

 

Babasýnýn ölümünden sonraki dönem [deðiþtir]

Babasýnýn vasiyeti, sultanýn buyruðu ve Bahaeddin'in müritlerinin ýsrarlý ricalarý sonucu Celaleddin babasýnýn yerine geçti. Bir yýl süreyle dersleri, vaazlarý ve fetvalarý o verdi. Sonra, babasýnýn öðrencilerinden Tirmizli Seyhit Burhaneddin Muhakkik ile buluþtu. Tirmizli olduðu için Tirmizi diye anýlan Burhaneddin, Konya'daki bu buluþmada genç Celaleddin'i o çaðda geçerli olan bütün Ýslam bilim dallarýndan sýnava soktu. ve gösterdiði baþarýdan sonra "bilgide eþin yok; gerçekten seçkin bir ersin. Ne var ki, baban hal ehli (gönül ve ruh adamý) idi; sen kal ehlisin (söz adamý). Kal'i býrak, onun gibi hal sahibi ol. Buna çalýþ, ancak o zaman onun gerçek varisi olursun, ancak o zaman Güneþ gibi alemi aydýnlatabilirsin" dedi (Sultan Veled (Mevlânâ'nýn oðlu) ünlü Ýbtidaname (Baþlangýç Kitabý) adlý kitabýnda olayý böyle anlatýr). Bu uyarýdan sonra, Celaleddin 9 yýl boyunca Burhaneddin Muhakkik Tirmizi'ye müritlik etti, seyr-ü sülük denen tarikat eðitiminden geçti. Halep ve Þam medreselerinde öðrenimini tamamladý, dönüþte Konya'da hocasý Tirmizi'nin gözetiminde art arda üç kez çile çýkarttý, riyazete (her tür perhiz) baþladý. Hocasý artýk Kayseri'ye dönmek istiyor, Celaleddin onu býrakmýyordu. Günün birinde Tirmizi, öðrencisinden habersiz yola çýktý ama yolda atý tökezleyip düþünce ayaðý incindi. Dönüp Konya'ya geldi ve Celaleddin'e "neden beni býrakmýyorsun?" diye sordu. O da hocasýna "neden gitmek istiyorsun?" dedi. Tirmizi bu soruya þu yanýtý verdi: "Buraya güçlü bir gönül aslaný yöneldi, sana gelecek. Ben de bir din aslanýyým. Biz birbirimizle geçinemeyiz, birbirimize aðýr geliriz". Bu açýklamadan sonra Tirmizi, Kayseri'ye gitti ve 1241'de orada öldü. Celaleddin, Konya'ya yönelen o gönül aslanýný bir süre bekledi. Ne var ki, hocasýný unutamýyordu. Bütün kitaplarýný ve ders notlarýný topladý. Fihi-Ma Fih (Ne Varsa Ýçindedir) adlý yapýtýndaki açýklamalarýnda sýk sýk hocasýndan alýntýlar yaptý. Beþ yýl boyunca medrese fýkýh ve dinbilim okuttu, vaiz ve irþatlarýný sürdürdü.

Mevlânâ Türbesi'nin içerden görünüþü

Mevlânâ Türbesi'nin içerden görünüþü

 

Tebrizli Þems [deðiþtir]

1244'te Konya'nýn ünlü Þeker Tacirleri (Þeker Furuþan) hanýna baþtan ayaða karalar giymiþ bir gezgin indi: Adý Þemsettin Muhammed Tebrizi (Tebrizli Þems) idi. Yaygýn inanca göre Ebubekir Selebaf adlý ümi bir þeyhin müridi idi. Gezici bir tüccar olduðunu söylüyordu. Sonradan Makalat (Sözler) adlý kitabýnda da anlattýðýna göre, bir aradýðý vardý. Aradýðýný Konya'da bulacaktý, gönlü böyle diyordu. Yolculuk ve arayýþ bitmiþti. Ders saatinin bitiminde Ýplikçi Medresesin'ne doðru yola çýktý ve Mevlânâ'yý atýnýn üstünde daniþmentleriyle birlikte gelirken buldu: atýn dizginlerini tutarak sordu ona: "Ey bilginler bilgini, söyle bana, Hz. Muhammed mi büyüktür, yoksa Bayezit Bistami mi?" Mevlânâ yolunu kesen bu garip yolcudan çok etkilenmiþ, sorduðu sorudan ötürü þaþýrmýþtý: "Bu nasýl sorudur?" diye kükredi. "O ki peygamberlerin sonuncusudur; O'nun yanýnda Bayezit'in sözü mü olur?" Bunun üstüne Tebrizli Þems þöyle dedi: "Neden Hz. Muhammed 'kalbim paslanýr da bu yüzden Rabbime günde yetmiþ kez istiðfar ederim' diyor da , Bayezit 'kendimi noksan sýfatlardan uzak tutarým, bedenimin içinde Allah'tan baþka varlýk yok' diyor; buna ne dersin?" Bu soruyu Mevlânâ þöyle karþýladý: "Hz. Muhammed her gün yetmiþ makam aþýyordu. Her makamýn yüceliðine vardýðýnda önceki makam ve mertebedeki bilgisinin yetmezliðinden istiðfar ediyordu. Oysa Bayezit ulaþtýðý makamýn yüceliðinde doyuma ulaþtý ve kendinden geçti, gücü sýnýrlýydý.; onun için böyle konuþtu". Tebrizli Þems bu yorum karþýsýnda "Allah, Allah" diye haykýrarak onu kucakladý. Evet, aradýðý O'ydu. Kaynaklar, bu buluþmanýn olduðu yeri Merec-el Bahreyn (iki denizin buluþtuðu nokta) diye adlandýrdý.

Oradan, birlikte, Mevlânâ'nýn seçkin müritlerinden Selahaddin Zerkub'un hücresine (medresedeki odasý) gittiler ve halvet (iki kiþilik kesin bir yalnýzlýk) oldular. Bu halvet süresi hayli uzun oldu (kaynaklar 40 gün ile 6 aydan söz eder). Süre ne olursa olsun, Mevlânâ'nýn yaþamýnda bu sýrada büyük bir deðiþme oldu ve yepyeni bir kiþilik, yepyeni bir görünüm ortaya çýktý. Mevlânâ artýk vaazlarýný, derslerini, görevlerini, zorunluluklarýný, kýsaca her davranýþý, her eylemi terk etmiþti. Her gün okuduðu kitaplarý bir yana býrakmýþ, dostlarýný, müritlerini aramaz olmuþtu. Konya'nýn hemen her kesiminde, bu yeni duruma karþý bir itiraz, bir isyan havasý esiyordu. Kimdi bu gelen derviþ? Ne istiyordu? Mevlânâ ile hayranlarý arasýna nasýl girmiþ, ona bütün görevlerini nasýl uutturmuþtu. Þikayetler, ayýplamalar o dereceye vardý ki, bazýlarý Tebrizli Þems'i ölümle bile tehtid ettiler. Olaylar böyle üzücü bir görünüm kazanýnca, bir gün caný çok sýkýlan Tebrizli Þems, Mevlânâ'ya Kur'an'dan bir ayet okudu. Ayet, "iþte bu, sen ile ben'in arasýndaki ayrýlýktýr" anlamýna geliyordu. Bu ayrýlýk gerçekleþti ve Tebrizli Þems bir gece habersizce Konya'yý terk etti (1245).

Ýstanbul, Büyükçekmece'de bulunan bir Mevlana heykelciði

Ýstanbul, Büyükçekmece'de bulunan bir Mevlana heykelciði

Tebrizli Þems'in gidiþinden son derece etkilenen Mevlânâ kimseyi görmek istememiþ, kimseyi kabul etmemiþ, yemeden içmeden kesilmiþ, sema meclislerinden, dost toplantýlarýndan büsbütün ayaðýný çekmiþti. Özlem ve aþk dolu gazeller söylüyor, gidebileceði her yere gönderdiði ulaklar aracýlýðýyla Tebrizli Þems'i aratýyordu. Müritlerin bazýlarý piþmanlýk duyup Mevlânâ'dan özür dilerken, bazýlarý da Tebrizli Þems'e büsbütün kýzýp kinlenmekteydiler. Sonunda onun Þam'da olduðu öðrenildi. Sultan Veled ve yirimi kadar arkadaþý Tebrizli Þems'i alýp getirmek üzere acele Þam'a gittiler. Mevlânâ'nýn geri dönmesi için yanýp yakardýðý gazelleri ona sundular. Tebrizli Þems, Sultan Veled'in ricalarýný kýrmadý. Konya'ya dönünce kýsa süreli bir barýþ yaþandý; aleyhinde olanlar gelip özür dilediler. Ama Mevlânâ ile Tebrizli Þems gene eski düzenlerini sürdürdüler. Ancak bu durum pek fazla uzun sürmedi. Derviþler, Mevlânâ 'yý Tebrizli Þems'ten uzak tutmaya çalýþýyorlardý. Halk da Mevlânâ'ya Tebrizli Þems geldikten sonra ders ve vaaz vermeyi býraktýðý, sema ve raksa baþladýðý, fýkýh bilginlerine özgü kýyafetini deðiþtirip Hint alacasý renginde bir hýrka ve bal rengi bir küllah giydiði için kýzýyordu. Tebrizli Þems'e karþý birleþenler arasýnda bu kez Mevlânâ'nýn ikinci oðlu Alaeddin Çelebi'de vardý.

Sonunda sabrý tükenen Tebrizli Þems "bu sefer öyle bir gideceðim ki, nerde olduðumu kimse bilmeyecek" deyip, 1247 yýlýnda bir gün ortadan kayboldu (ama Eflaki onun kaybolmadýðýný, aralarýnda Mevlânâ'nýn oðlu Alaeddin'in de bulunduðu bir grup tarafýndan öldürüldüðünü ileri sürer). Sultan Veled'in deyiþine göre Mevlânâ adeta deliye dönmüþtü; ama sonunda onun gene geleceðinden umudunu keserek yeniden derslerine, dostlarýna, iþlerine döndü.

Mevlânâ Türbesi (Yeþil kubbe)

Mevlânâ Türbesi (Yeþil kubbe)

 

Selahattin Zerküb [deðiþtir]

Bu dönemde Mevlânâ, Tebrizli Þems ile kendi benliðini özldeþleþtirme deneyimini yaþýyordu (bu, bazý gazellerin taç beyitinde kendi adýný kullanmasý gerekirken, Tebrizli Þems'in adýný kullanmasýndan da anlaþýlmaktadýr). Ayný zamanda Mevlânâ o sýrada kendine en yakýn hemhal olarak (ayný hali paylaþan dost) Selahattin Zerküb'u seçmiþti. Tebrizli Þems'in yokluðunu onunla gideriyor. Selahattin Zerküb, Mevlânâ'nýn gözünde Þems ile özdeþleþiyordu. Selahattin, erdemli ama okumasý yazmasý olmayan bir kuyumcuydu. Aradan kýsa bir zaman geçince, bu kez müritler Tebrizli Þems yerine Selahattin'i hedef edindiler. Ne var ki bu kez Mevlânâ ve Selahattin kendilerine karþý duyulan gergin havaya pek aldýrmadýlar. Selahattin'in kýzý Fatma Hatun ile Sultan Veled evlendirildi.

Mevlânâ ile Selahattin on yýl süreyle bir arada bulundular. Selahattin'i öldürme giriþimleri oldu ve bir gün Selahattin Mevlânâ'dan "bu vücut zindanýndan kurtulmak için izin istediði" rivayeti yayýldý; üç gün sonra da Selahattin öldü (Aralýk 1258). Selahattin'in cenazesinin aðlayarak deðil, neyler ve kudümler çalýnarak, sevinç ve þevk içinde kaldýrýlmasýný vasiyet etmiþti. Ýstediði her þey yapýldý.

 

Hüsamettin Çelebi [deðiþtir]

Selahattin'in ölümünden sonra, yerini Hüsamettin Çelebi aldý. Hüsamettin'in babasý, Konya yöresi ahilerinin reisiydi. Onun için, Hüsamettin Ahi Türk oðlu diye anýlýrdý. Varlýklý bir kiþiydi ve Mevlânâ'ya mürit olduktan sonra bütün servetini onun müritleri için harcadý. Beraberlikleri Mevlânâ'nýn ölümüne kadar on yýl sürdü. O ayný zamanda Vezir Ziyaettin tekkesinin de þeyhiydi ve böylece iki ayrý makam sahibiydi.

Ýslam tasavvufunun en önemli ve en büyük yapýtý olan Mesnevi-i Manevi (genellikle yalnýz Mesnevi diye anýlýr) Hüsamettin Çelebi aracýlýðýyla yazýlmýþtýr. Bir gün birlikte sohbet ederlerken Çelebi bir konudan yakýndý ve "müritler", dedi, "tasavvuf yolunda bir þeyler öðrenmek için ya Hakim Senai'nin Hadika (Bahçe) adlý kitabýný okuyorlar ya Attar'ýn Ýlahiname 'sini, Mantýk-ut-Tayr ýný (Kuþ Dili) okuyorlar. Oysa bizim de eðitici bir kitabýmýz olsaydý herkes bunu okuyacak ve ilahi gerçekleri ilk elden öðrenecekti." Hüsamettin Çelebi sözünü bitirirken, Mevlânâ sarýðýnýn katlarý arasýndan bükülmüþ bir kaðýt uzattý genç dostuna; Mesnevi 'nin ünlü ilk 18 beyti yazýlmýþtý ve hoca, müridine þöyle diyordu: "Ben baþladým, gerisini sen yazarsan ben söylerim."

Bu çalýþma yýllar boyu sürdü. Yapýt, 25.700 beyitten oluþan 6 citlik bir bütündü. Tasavvuf öðretisini birbirinden çýkan ilgi çekici öyküler aracýlýðýyla anlatýyor, olaylarý yorumlarken tasavvuf ilkelerini açýklýyordu. Mesnevi bittiði zaman artýk epeyce yaþlanmýþ olan Mevlânâ yorgun düþmüþ, ayrýca saðlýðý da bozulmuþtu. 17 Aralýk 1273'te de öldü (ilk eþi Gevher Hatun ölünce, Mevlânâ Konya'da ikinci kez Gera Hatun ile evlenmiþ ve ondan Muzafferettin Alim Çelebi adýnda bir oðlu ve Fatma Melike Hatun adýnda bir kýzý olmuþtu. Mevlânâ'nýn soyundan gelen Çelebiler, genellikle Sultan Veled'in oðlu Feridun Ulu Arif Çelebi'nin torunlarýdýr; Melike Hatun torunlarýysa Mevleviler arasýnda Ýnas Çelebi olarak anýlýr.) ali keskin barcelona takýmýna transfer oldu transfer ücreti 69 trilyon 14 yaþýnda

 

Felsefesi ve eserleri [deðiþtir]

 

Felsefesi [deðiþtir]

Divan'ý Kebir 'in bir sayfasý

Divan'ý Kebir 'in bir sayfasý

Mevlânâ, Ýslam dinini, þiir, sanat, raks, müzik yoluyla en ince yorumlayankiþidir. Bu yorum, Ýslam ve Ýslam dýþý bütün insanlýk tarafýndan benimsenmiþ, esin kaynaðý olmuþtur. Ýngiliz doðubilimcisi A.J. Arberry, Mevlânâ'yý "dünyanýn en büyük ozaný" olarak nitelerken, Goethe onun etkisinde kalmýþ, Rembrandt tablosunu yapmýþ, Muhammed Ýkbal felsefesini onun düþünceleri üstüne kurmuþ, Ýngiliz doðubilimcisi Nicholson 30 yýl çalýþarak Mesnevi yi Ýngilizceye çevirmiþ ve yapýtýn Batý dünyasýndan tanýnmasýný saðlamýþtýr. Mevlânâ yüzyýllardýr etkisini, canlýlýðýný yitirmeyen bir büyük ozan ve düþünce adamý niteliðini korumaktadýr. Kiþi, inanç ve düþünce özgürlüðüne olaðanüstü bir deðer vermesi, bütün insanlarý (suçlu-suçsuz, mecusi-putperest, kara-sarý, efendi-köle) saygýya ve sevgiye çaðýrmasý onun en büyük özelliðidir.

Mevlânâ tam bir vahdet-i vücud (varlýk birliði) savunucusudur. Ona göre, her varlýk Hak'kýn bir ayrý tecellisidir ve yaradýlmýþlara uygulanan her eylem aslýnda Yaratan'a uygulanýyor demektir. Onun için, soyut bir Allah sevgisi yerine, somut bir sevgi, yani Hak'ký halkta ve halký Hak'ta sevmek gerekir.

Mevlânâ biçimci deðildi, her türlü kýsýtlamanýn karþýsýndaydý. Edep, vefa, sabýr, eðitim gibi ahlak kavramlarýnýn gerçek anlamýný aramayý ve insanlara bunu öðretmeyi iþ edinmiþti. Ona göre, asýl konu "insan"dý. Din, felsefe, ahlak, insaný daha mutlu etme yolunda geliþen araçlardý. Bu araçlara takýlýp kalmak, geliþmeyi ve geliþme hýzýný kesecek yanlýþ davranýþlardý. Doðru olan, gerçeðe giden yolu bulmaktý ve bu yol, "aþk" tan geçerdi: Sonsuz bir sevgi. Bu sevgi hoþgörü ve vefa kavramlarýyla desteklenecek, beslenecekti.

Mevlânâ için, sözünü ettiði bu aþk anlatýlmaz, yaþanýr; yaþayarak öðrenilirdi. Bu nedenle, bir gün kendisine "aþk nedir efendim" diye soran bir öðrencisine "Ben ol da bil" yanýtýný verdi.

Mevlânâ'nýn ilkelerinden ve Ýslam inancýna getirdiði yorumdan Mevlevi tarikatý doðdu ama Mevlânâ bir tarikat kurucusu deðildir. Mevlevilik onun ölümünden sonra oðlu Sultan Veled ile halifesi Hüsamettin Çelebi'nin birlikte hazýrladýklarý bir örgütlenmeye göre kurulmuþtur.

 

 

 
 
   
Chatkeyfim sohbet chat sitesinde bulunan kelimeler ; sohbet, chat, oyun, oyunlar, odalar, güzel, sözler, trsohbet, sohbetcom, sohpet, net, odas, chatsohbet, video, sohbetnet, porno, videolar, izle, gazeteler, mynet, hat, odalari, sex, guzel, com, sozler, astroloji, izlesene, videosu, tarot, gazete, güzelsözler, chet, oku, muhabbet sitemizde bulunmaktadýr. sohpetmircchatsohbet.netçetchathikayeler